19 Ağustos 2020, 00:02 - 
Bediüzzaman'ın Mutlak Vekil ve Varisi Mustafa Sungur Merhumun Gerçek Vakıfları Nurcuları Uyardı

Bediüzzaman'ın Mutlak Vekil ve Varisi Mustafa Sungur Merhumun Gerçek Vakıfları Nurcuları Uyardı

Hasan Sulucan, Bediüzzaman'ın Mutlak vekili ve varisi Mustafa Sungur Ağabeyin özel odasına gizlice 'Dinleyici Yerleştirdiği' ortaya çıktı. Haber Detayı:

Hasan Sulucan'ın şahsı ile alakalı şeyler şimdiye kadar ferdi zaaflar hatalar gibi gözükürken; sinsice kendisini Sungur Abi'nin Varisiymiş!!! gibi göstermeye çalışması ve en sonunda da Hüsnü Bayramoğlu Ağabeye perdeli, maskeli bir şekilde muhalefete kalkması ile bu şahsın şerirliği sosyal medyadaki kendi faaliyetleri vasıtasıyla *fasık-ı mütecahir* derecesiyle tavazzuh ettiği için; bu meselenin bizzat şahitleri vasıtasıyla, şahiyyetindeki bed hallerin iyice tavazzuh etmesi bu zat için iyice elzem olmuştur.

Çünkü yaptığı şeylerden sıkılmayam utanmayan bilakis övünen bir kişiliği vardır.
Onunla kalmış kişilerin bizzat şahitliğiyle şahsiyetini ortaya koymak gerekiyor.

Şöyle ki:

2005'te Bedi Dersanesindeki tebeddülattan sonra ihtiyaca binaen Ispartadan vakıflar gelmesi için İsmail Ersoy'un Asker Mustafa'ya ısrarlı davetiyle *Abi, yanına en az birkaç Vakfı da alıp gelmen lazım, burada ihtiyaç var* demiş ve Bayram Ağabeyin Isparta vakıflarına çok defa anlattığı *Hz Üstadımız, Bayram Ağabeye, sen her ne olursa olsun Sungur'dan ayrılma* sözünü de hatırlatıp Isparta Sungur Ağabeyi yanlız bırakmamalı diye Asker Abiye ve diğer vakıflara o günlerde sürekli tahşidat yapmıştır.

Sağolsun bu ilana, davete ilk cevap veren Asker Mustafa olmuştur. Yanında bu Hasan ve birkaç kardeşi daha getirmek istemiştir. Aslında Hasan'ı duyan hiç kimse bunun gelmesine taraftar olmadı.

Çünkü Ispartada da kimseyle kolay kolay geçinmeyen bu kişiyi İzmir'den Tuncay denilen mafya ayaklı, derin bağlantıları olan, güya imani bir dönüş yapmış ama her hali ben kabadayıyım, şüpheliyim diye bağıran bir adam göndermiş. Gönderirken de Asker Abiye "sokaklarda büyüdüğü, anne baba şefkati görmediği, şefkate muhtaç olduğu, bazı kötü huyları olsa da zamanla düzelebileceği vb sözlerle" teslim edilmiş; *aman emanete iyi sahip çıkın* diye de sıkı sıkı tembih edilmişti. Asker Abi bu ilk duygu sömürülü anlatıştan etkilenmiş, adeta bir baba şefkatiyle daima ilgilenmiş; *zamanla düzelir ümidiyle Hasan Sulucan'ın her türlü kötü haline, kendine bile saygısız, hakarete varan hallerine vs* sabretmişti. Ama bu kişiyle Ispartada neredeyse hiç kimse geçinemiyordu. Sadece kendisine itirazsız tam tabi olduğunu hissettirenlerle geçinebilirdi.

Asker Mustafa Üsküdar'a giderken yanında götürmezse Ispartada kalması imkansızlaşacaktı. Üstelik 2005'te o günlerdeki durumun hassasiyetinden Bedi dershanesine gelebilecek kimsenin pek azlığı da söz konusuydu. Zira herkes çekiniyordu. Ortam karışıktı. (Sonraki aylarda elbette Sungur Abinin yanına gelmek isteyen yüzlerce kişi çıkacaktı ama ilk günler çok sıkıntılıydı)

Böyle bir ortamda Hasan'ın ısrarlı gelmek isteyişi ile Asker Mustafa'nın onu getirmek istemesine onun mahiyetini bilen (Ispartadan birçok kişi de buna dikkat edin diye uyarmalarına rağmen) kimse ses çıkaramadı. Böylece Bedi'ye adeta kapağı attı.

Bu Sulucan Hasan sanki kendisinin Sungur Abinin hizmetinde çok fazla bulunmuş, sanki her şeyine müttali edasında göstermek istiyor. Bir sürü hayali ve de hakikatsiz, yalan şeylerle eklenmiş asılsız hatıraları sosyal medyada atıp savuruyor.
Halbuki Ağabeyin yanında kalan herkes biliyor ki Sungur abinin şahsi hizmetinde bir ara boşluk oldu, çok az hizmet etti. Sonrasında Sungur Abi ondan çekindiğini çok defa ifade ettikten sonra hizmetinden uzaklaştırmıştır. Hatta Sulucan Hasan hizmetindeyken bile *falan kardeşi çağırın abdestimi yardım etsin* tarzında bir çok kez Sungur Abinin onu saf dışı bırakan muamelesi olmuştur.

Böyle durumlarda ise Hasan herifi kıskançlıktan sinir krizleri geçirdiğini ve Sungur abi hakkında *iyilik bilmez.. Şefkatsiz..* ve daha ileri burada söyleyemeyeceğim cümlelerle kendini haklı çıkarmak için Ağabeyin arkasından ileri geri konuştuğunu o zaman Bedi'de kalanlar çok defa şahit olmuştur.

Bu Sulucan Hasan, perşembe cumartesi umumî derslerine iştirak ettiğini Allah'ın bir kulu görmemiştir. Ve diğer derslerden de Sungur Abi, hepimizi *şu nerde şu nerde* diye tek tek sorduğundan, bahanesi olmadan iştirak etmeyene hesap sorduğundan; bulunmak zorunda olduğunun minimumuna katılır; onlardan bile bazı bahanelerle kaytardığı çok fazla olurdu.

Namaz derslerinde kendi sırası gelince okur okumaz, çok zaman yukarı odasına çıkardı. Sungur Ağabeyin Hz Üstad'tan anlattığı şeylerin yüzden birinde bile bulunmamışken Sungur Ağabey uzmanı(!) kesilmesi, çok acayip, cay-ı dikkat bir haldir.

Derslerde aşağıda mutfakta çayla ilgileniyorum edasıyla bazen 5-10 dakika anca oturur, oradaki vakıflara ve safi genç talebelere envai çeşit edada emirler yağdırır ve hemen odasına çıkar. Çok zamanda odasını içeriden kilitler, bazen mecburiyetler dışında, 24 saat çıkmamaca kapalıdır. Odasına girerken çıkarken gizlemeye çalıştığı ve kardeşlerin gözünden kaçmayan kendisinin internetin başından kalkmamaca meşguliyetidir. Meşgul olduğu internet sitelerden sadece biri canlı sohbetli okey oyunu olduğunu birçok kardeş muttali olmuştur.

Öyle ki canlı tavla ve okey oyununda kızlar karılar bile olduğu onlarla görüştüğüne yazıştığına rastlanılmış; kardeş sen ne yapıyorsun Allah aşkına, bu dershanede böyle yapılır mı, diye ihtar ikaz edildiyse de o her zamanki agresif tavırlarıyla karşısındaki kardeşlere mukabelede bulunmuştur.

(Tabi her zamanki gibi Asker Abinin zamanla düzelir şeklindeki onun üzerinde,
ŞEFKATİNİ YANLIŞ kullanarak birinci hami olması da, başkalarının müdahalesinin önünde engel olarak etkili olmuştur.

Yeri gelmişken şunu söylemek gerek: Asker Mustafa hakikaten ihlaslı bir kişidir.
Bunda kimsenin şüphesi yok.) Lakin böyle arıza bir insanı Hüsnü Ağabeye mukabelede bulunacak kadar ileri giden, halen düzelir edasıyla sahip çıkmakla böyle birine yanlış şefkatini artık kullanmaması gerekir.

Çünkü o da manen çok mesul olacağı şimdiye kadarki hizmetini bu şeni adam için AKLI VARSA YAKMAK istemeyeceği muhakkaktır. Hz Üstadımıza, Rahmetli Bayram Ağabeye, Rahmetli Sungur Ağabeye ve de Hüsnü Ağabeye Asker Mustafanın sadakati varsa, bu yanlışa ARTIK dur demesi lazımdır.

Sungur Ağabeyin odasında Haberleri izlemek için televizyon vardı. Sungur Abi seyahate çıksa odasını temizleme bahanesiyle odasına girer, Ağabeyin tv'sinden maç, film izler. Bunu yaparken de kendisine ihtar etmek isteyene de "Sungur abi de izliyor, sana ne.. vs vs" gadaplı eda ile muhatap olur, böyle olunca çoğu kimse ona mukabele edemezdi.

Tabii ki bunlardan Sungur Ağabeyin haberi yoktu. Birbirimizi Ağabeye şikayet etmekten çok çekindiğimizden bunları aksettiremezdik.

Bir seferinde Sungur Abinin odasına dinleyici yerleştirdi. Sorunca Sungur abi seslenirse duyayım diye. Tabiki bundan Sungur Abinin haberi yoktu. Aşağıdaki ders salonu olan mescidde Sungur Abinin hususi misafirleri gelince özel konuşur, orda bulunan herkesi mescidden çıkarırdı.

Hasan sonra da mescide dinleyici yerleştirdi. Kardeş bunu niye yapıyorsun, bu olacak iş mi deyince, namaza başlarken haberim olsun diye yaptım, dedi.

Halbuki namazı zamanında kılardık. Ve de farza başlayınca katlardakilerin haberi olsun diye zile basılırdı. Böyle bir şeye hiç mi hiç ihtiyaç yoktu. Görünüşte masumane bir hal takınırdı.

Ama şimdi anlaşılıyor ki masumane değil. Üstadımızın vekil tayin ettiği Hüsnü Ağabey gibi birinin vazifesini bildiği halde haddini aşarak kafa tutması arkasında bir güç mü var sualini şimdi bizde daha kuvvetlice sormamıza sebep oluyor.

Sungur Abinin zor zamanında yanında oldunuz diye vakıfların üzerine adeta titreyen güzide esnaf abilerimiz sigorta yaptırmak vb. bir sebeple nüfüs cüzdanın fotokopisini bizlerden istemişlerdi. Sulucan kıyameti kopardı, vermedi. Sonra anladık ki Hasan Can diye bilinirken hakikatte nüfusta Hasan SULUCAN imiş; biz o zaman soyadını saklıyormuş da foyası bu noktadan ortaya çıkacak diye böyle yapıyor herhalde dedik. Ama şimdi aklımıza geliyor ki başka manalar da mı var ki soyismini ve tc kimliğinin bilinmesini istemedi diye düşünmeden edemiyoruz.

İzmir’deki bu herifi gönderen Tuncay, Mafya gibi bir adamdı demiştik. Bu Tuncay İzmir cemaatine çok sıkıntılar çıkarttı; cemaati bölmeye çalıştı.

Eyüp Abilerin oradan bazı kimseleri koparıp, kendi gibi karanlık adamlarla birleştirip bir cemaat oluşturmaya çalıştı. Oluşturmaya çalıştığı cemaate adeta mafya babası edasıyla muhatap oluyor; onlardan mutlak itaat istiyordu (Aynı Sulucan Hasan tiyniyeti) Sonra da bu Tuncay’ı şaibeli bir şekilde kendi etrafındaki adamları tarafından namussuz bir hareketi sebebiyle öldürüldüğünü, uzun müddet cenazesinin arandığını; öldürenlerin itirafı sonrası bedeninin metruk bir yerde gömülü bulunduğunu gazetelerden duyduk.

Hasan’ın Vakıf olmasını ve de Nur'un merkezlerinden biri hükmündeki Ispartaya Vakıf olarak gönderilmesini temin eden İŞTE bu derin adamdı!!!

Bunları düşününce taşlar yerine oturdu. Eğer bu adam, samimi bir Vakıf olsaydı üstadın talebelerine bi saygısızlık etmemesi gerekir. Herkese özellikle de Hz Üstadımızın Talebesine Pervasızca tavır takınması insanın aklına şübheler bırakıyor.

Bedide kaldığı süre içinde 1 kişiye düzgün davransa, cemaaatin yüzlercesine çok kırıcı davranırdı. O düzgün davrandığı 1 kişi de kendisine sorgu sualsiz hüsn-i zan eden itaat eden kişi olurdu. Sanki Sungur abinin etrafını dağıtmak için gelmiş biri hissi veriyordu. Tabii biz o zamanlar bunu *her zamanki gibi yazık İzmir sokaklarında baba şefkati görmeden büyümüş, o yüzden kaba saba davranıyor* diye BİZE YUTTURULAN hüsn-ü zanla bakıyorduk. Zaten bu gereksiz hüsn-ü zan değil midir ki onca yanlışına rağmen bizleri sabra sevkediyordu.

Çok fanatik olarak Sungur abiyi mutlak vekillik üzerinden savunuyordu. Ağabeye uzak durmuş ve kusur etmişlere haddi aşan kelimeler kullanmaktan çekinmiyordu.
Şimdi ne değişti ki mutlak vekil olan Hüsnü abiye böylece tavır takınıyor,
alttan altta göndermeler yapıyor?

Sungur Ağabeye ısrarla *Sungur Baba* denmesini ister; kendisi gibi her ifrat şeyde takipçileri Kamil ve Halil akılsızları da her meselede olduğu gibi bu mesele de onu taklit ederler.

Kardeşim bizim meslek meşrebimizde böyle bir şey yok desek; avazı çıktıkça bağırarak *benim babam hükmünde var mı diyeceğin, bizim babamız, seni, sizi ne ilgilendirir vs* bin terane ile konuşurdu.

Sungur Ağabey yaşlılıktan bazen midesinden rahatsız olduğu için ağzından bazı sesler çıkardığı olurdu. Bu edebsiz ve saz arkadaşları da Güzide Ağabeyin taklit edilecek o kadar hizmeti, Nurlara aşkı gibi yüzlerce güzel hasletleri varken bu sesleri (geğirti) taklit ede ede yürümeleri, hatta namaz kılarken bu sesleri özellikle çıkarmaları, diğer kardeşleri her daim üzmüştür.

Eline geçirdiği maddi imkanları en lüzumsuz şeylere kullandığı da kimsenin gözünden kaçmazdı. Normal suntadan sauna yaptı. O zamanın parası 5000TL bir para harcadı. İlk kullanmada şişti hepsini çöpe attı. Aşırı masraf yapar; herkes çekindiğinden bir şey diyemezdi. Hasan ve Ekibi Sungur abiye yanlış bilgi vererek,
hatta iftira derecesinde sözlerle kardeşlerin arasını açmaya çalışırdı. Birçok böyle numunesi olmakla birlikte bir tanesi uzun zaman Sungur Ağabeyin şöförlüğünü yapan, Ağabeye Sadâkatli Cihan kardeşe babadan miras kalan bi para ile araba almıştı. Sungur abiye Sözler Yayınevi'nin parasıyla kendine araba almış diye yalan söyleyerek Sungur abiyle Cihan kardeşi büyük bir sıkıntıya düşürmüştü.

Daha sonra Cihan kardeş Sungur abinin tahkik etmesi ve yüzleşmesiyle izah edilerek mesele anlaşıldığında Sungur abi:

*Bana hasan hiç bir şey(!) söylemedi* diye bizatihi kendisine anlatılan bu yalan hikayeyi söyleneni KİNAYELİ bir şekilde bilerek ihbar etmişti.

Velhasıl Rahmetli Sungur Ağabeyimiz:
*Hüsnü, Hz Üstadımızın vekilidir; Ben artık bir yere gidip gelemiyorum; bundan sonra Hüsnü benim de vekilimdir* diye çok defa dediği; bunun en bariz örneğini SON İŞTİRAK ETTİĞİ Elaziz Hulusi Ağabey mevlidinde BİNLERCE kişi önünde söylediği, yanında kalanların çoğu bunu işittiği halde;
Ve: *Biz Hz. Üstadımızın Talebe ve Vekilleri hizmet meslek ve meşrebinde HİÇ ihtilaf etmedik; daima beraber aynı kararları aldık. Zamana göre ihtiyaç olan lahika mektuplarını BERABERCE yazdık* diye defalarca dediğini duyduğumuz halde bu Hasan SULUCAN ve avaneleri Rahmetli Sungur Ağabeyin hatırasına muhalefetle Hüsnü Ağabeye muhalefet edip, Hz Üstadımızın meslek ve meşrebine ihanetleri iyice gün yüzüne çıkmıştır.

Allah bu adamın mahiyetini ve onun gibilerin içlerindeki menhusluğu ortaya çıkarsın. O mekanları bunun gibi şerli adamlardan temizlesin. Sungur Ağabeyin emaneti olan o mekanları ihlasla hizmet edenlerle doldursun. Nasıl ki Sungur abi bu adamı özel hizmetinden uzaklaştırdı daha bana hizmet etme dedi, inşallah Sungur abinin güzel mekanı olan Bediden Allah uzaklaştırsın. Amin

Haber Kaynağı :

İsmail Ersoy
Cihan Çakmak
Mehmet Çevik


BEDİ MEDRESİN'DE RAHMETLİ SUNGUR AĞABEYLE UZUN MÜDDET BİRLİKTE KALMIŞ VAKIFLARIN 1. MEKTUBUNDAN SONRA, MECBURİYETTEN İZAH GEREKEN HUSUSLARI ANLATTIKLARI 2. MEKTUPLARI 


Selamün aleykum 

Rahmetli Sungur Ağabeyimiz çok defa tekrar ettiği:
 Allah’a şükür ki Sungur cemaati diye bir cemaat teşekkül etmedi, Ben kendi namıma hiç bir zaman konuşmadım. Her zaman Hz Üstadımız ve Risale-i Nur namına konuşma gayretinde oldum. Sizlerden kimse  benim namıma sakın konuşmasın, benim ismimi kullanmasın. Alet etmesin; Müsade etmiyorum demişti.  

Şimdi anlıyoruz ki;
Sungur Ağabeyin son zamanlarında çok az miktar yanında şahsi hizmetinde bulunan Hasan SULUCAN ve Halil Hakkoymaz ( ki hakkı hep yanlış yere koymakta, kendisi çok ısrarcı bir kişiliktir.)

Bunlar, Facebook'da Mustafa Sungur adında  bir sayfa açmışlar. O sayfada ya Sungur abiden hatıra diye yalan yanlış haberler veriyorlar; ya da anlattıkları, paylaştıkları hatırların bir kısmının içinde bir dane-i hakikat olsa bile: öyle zamanlarda yayınlıyorlar ki içinden Hüsnü Ağabeye muhalefet ve göndermeler çıkıyor. 
Siyasi mesajlar bile  çıkıyor. 

Sungur Abiyle alakalı en son paylaştıkları videoyu öyle bir zaman ve zeminde paylaştılar ki bakarsanız, Sungur Abi Hz Üstadımızdan aldığı veraset vazifesini inkar etmiş de bütün Nur Talebeleri Hz Üstadımızın varisidir demiş gibi. Ağabeylerin neşir varisliği ve Vekilliğine karşı bütün herkes bu paylaşımı Hüsnü Ağabeye muhalefet ederek paylaştığını anlayıveriyorlar. Ve de bu Vekilliğe muhalif kimseler nedense bu paylaşımı hatırayı her mecrada yayıyorlar. 

Halbuki 
Nurlarda ısrarla nazara verilen:
Kim demiş 
Kime demiş 
Ne için 
Ne makamda denilmiş, düsturlarına hiç nazar-ı itibara almadan hepsini çiğnenip geçerek;
Sungur Ağabeyin tevazu makamında, herkesi Nurlara kendi telifi gibi hisedip sahip çıksın gayesiyle yaptığı konuşmayı alıp  Hüsnü Ağabeyin vazifesine, Vekilliğe mukabele tarzında paylaşmak; takipçileri tarafından öyle anlaşılması hep öyle yayılması tesadüf müdür? 
Bu hal Rahmetli Sungur Ağabeyimizin hayatını vakfettiği hakikatlere ve kendisine hakaret değil midir?

Bayram Yüksel Ağabeyden de hayattayken bizzat duyduğumuz, Sungur Ağabey de Bizim Üstadın hizmetkarlarıyla zararlı ihtilafımız hiç olmamış, meslek meşrebde daima ittifak etmişiz dediği ve bugün de onlarla aynı vazifeyi omuzuna tek ve sona kalmanın ağırlığıyla Hz Üstadımıza Kur'an üzerine sadakate yemin ettikleri aynı gün hassasiyetiyle eda etmeye çalışan Hüsnü Ağabey Biz Sungur Ağabeyle ve Hz Üstadımızın diğer hizmetkar ve talebeleriyle daima bir ve beraberiz derken onları ayrı ayrı tamamen zıt şeyleri savunmuşlar gibi göstermek hangi akılladır. Hangi vicdanladır. 

Sungur Ağabeyin Emaneti olan ailesi ve evlatlarına Hüsnü Ağabey teveccüh edip onlara ciddi kıymet verirken; Sungur Ağabeyin evlatları ve ailesi de Hüsnü Ağabeye daima müteveccih, hürmetkar ve duakar iken; Rahmetli Güzide Ağabeyimizin evlatları da Hüsnü Ağabeyle beraberliklerini mektuplarıyla ve bilvesile her fırsatta beyan ederleken, babaları hakkında ilk söz onlara ait olmak lazımken;
Sungur Ağabeyin vârisiymiş gibi davranan, Sungur Ağabey, kendi ismini yanında kalanlara kullandırtmak istemediği halde onun ismini lekedar edecek şekilde Facebookta kalem oynatmak tek kelime ile ihanet değil midir, ehli insafa soruyoruz. 
 
 Hüsnü Ağabey, Sulucan soyismili bu zat için SANKİ  hiç bir şey dememiş; Hüsnü abi ile arası çok iyiymiş diye etrafa şayialar yayıp yüz değil binler yalanlarına yenisini ekleyip safdil ve safderûnları inandırıp yoluna devam için bir şey yokmuş tavrı takınıyor. Allah kimseyi böyle duruma  düşürmesin. Maden Hüsnü Ağabeyimiz, 
Hasan Sulucan rezil olacak, demiş. Allah’ın izniyle olur. 


Bu Sulucan'ın hakkında daha önceden sadece gördüklerimiz üzerinden delilli şeyler yazmıştık. Beklediğimiz gibi bunları inkar etme gibi bir beyanları olmadı, OLAMADI. Çünkü o zamanda Bedi'de kalanlar hepsine, dışarıdan gelip gidenler anlattıklarımızın bir kısmına şahittirler. Bunları inkara mecalleri olmadı. 
Açıktan göz göre göre inkar etseler bütün bütün yalanları yüzlerine sıvanacak kimse inanmayacaktır. 

 Niçin bu zamanda anlatıyorsunuz;
hususi kusurları niye serrişte ediyorsunuz; bu hizmete zarar değil mi? Yeni mi aklınıza geldi gibi safi niyetli
Nur Talebelerinden gelen sualler için
Yine tekrarlıyoruz ki:
Biz, Nurların ve Sungur Ağabeyin Üsküdar hizmetlerinin hatırı için 10 sene sustuk. 
Ama ne zaman ki bu herif, şahsi kusurlarına bakmayıp Sungur Ağabeyin Vekilliğine soyunup bu vekillik iddaasıyla sinsice Hüsnü Ağabeyin ifade ve ifa etmek istediği Nurlara sadakat meslek meşrebine zıt yollara girerek hatıra vs nakletmeye, sinsice Ağabeye mukabeleye kalktılar. Ağabeyin yapmak istediği sıddıkıyet mesleği etrafında fekadarları toplamak isteğine zıt hale girdiler. 
Ne zaman ki Hüsnü Ağabey:  Bu Hasan'ın mahiyetini Allah herkese göstersin, onu rezil etsin diyerek ona kuvvetli bir aaah etti. 
Bize de yine Nur hizmeti hatırına, Hüsnü Ağabey hatırına konuşmak düştü. Eğer başka hisler bizi bu yola sevketseydi bu kadar sessiz kalmaz, beklemezdik. 
Zira bizim iştigal ettiğimiz birçok meşguliyetlerimiz hizmetimiz bize yetiyor da artıyor bile. Yetişemediğimiz önümüzde hizmetin birçok tatlı koşturmacaları fazlasıyla varken bunların bu aymazlığı gayrete çok ciddi dokundu. Önü alınmazsa daha büyük ihanetler yapacak diye, yaptığından sıkılmayan, Faziletmiş gibi anlatan fasık-ı mütecahir kabilinden gördüğümüzden bunları anlatmaya mecburiyet hissettik. 

Bir önceki yazımızda Sulucan ve onun emir eri, sui kastçileri gibi hareket edenleri hedef aldığımız halde Konuyu saptırmaya çalıştılar. Herkesçe ayan beyan olan kendilerine ait bed halleri hiç savunamayıp; Bedi dershanesine ve de Sözler'e taarruz varmış gibi MUSTAFA SUNGUR SAYFASINDA yazılar yazdılar. Hedef saptırmaya çalıştılar. 

Halbuki bizim yazdıklarımız bir daha okunursa herkes net bir şekilde görecek ki 
ne Sungur Ağabeyin emaneti olan nezih mekan Bedi'yi ne de Sözler Yayınevini ele almamışız. 

Kendi pisliklerini örtmek için konuyu başka tarafa çekiyorlar. Bir de bununla yetinmeyip yazılarının altına Sözler'in logosu ve de Sungur Abi ile Bayram Abinin fotoğraflarını koyup, güya onlara saldırı varmış havasını estirmeye çalışıyorlar. Tam bir profesyonel fetö taktiği gibi, algı operasyonu yapmak dedikleri bu olsa gerek. 

Şunu AÇIKÇA bir daha ifade etmek gerekir ki Bizim BEDİ Dershanesinin emanetleriyle ve  Sözler Yayınevinin vazifesi ile bi sıkıntımız yok, olamaz da. 
Bedi dershanesinde kalan, safi bir şekilde hizmet etmeye çalışan kardeşlerle de sıkıntımız yok. 

İnsan Nurları okuyunca nefsi terbiye olur, bazı kötü alışkanlıklarından vazgeçer. Bunu herkes kendi nefsinde yaşamıştır. Bu adam nasıl oluyor ki hiç değişmiyor. 15 senedir aynı. Ya bunda bi sıkıntı var, yada haşa  eserlerde bir tesir yok. Dersane ile bekar evi, görünüşte aynı gibi olsa da, hepimiz biliriz ve şahidiz ki ikisi arasında dağlar kadar fark vardır. 

Ama bu Hasan Sulucan'ın kaldığı yere Dersane diyemiyoruz ancak bekar evi denebilir. Odası daima kitli dev ekran televizyon, elinde 20.000 TL'lik bilgisayar. 
Sabahtan, gecelere kadar başında. Gelin de sizin vicdanınız insafınızla bu adama Vakıf deyin. Buna Vakıf diyen ve halen orada kalmasına direk ya da dolaylı olarak destek veren mesul olmaz mı? 

Buna Vakıf diyeceksek takva ile istiğna ile vakıflığını devam ettirmeye çalışanların hakkı hukuku ne olacak. Gece gündüz marifetullah ve muhabbetullahı düşünen vakıflar ne olacak. Dışarıya günahla karşılaşmayayım diye kolay kolay çıkmayan, çıktığı zaman da, Allahtan korktuğu için günahtan kaçmak için numaralı gözlüğünü çıkarıp çok bulanık görmekten dolayı kafasını ağaca çarpıp kafası delinen ashab-ı suffa efendilerimiz gibi yaşamaya çalışan Vakıf Abinin hukuku ne olacak. 

Bu adamda Vakfa ait hiç bir nesne, kemalat yok. Sanki Cemaati parçalamak için görevlendirilmiş birisi gibi hareket ediyor. Bunu Bedi ile alakası olan herkes bilir. Kaba, hakaret-amiz davranarak kırdığı, soğuttuğu insanlar hesapsızdır. 

İftira atmak, yalan yere şahitlik gibi ne kadar rezil haller varsa bu adamda mevcuttur. Allah bunun şerrinden Bedi'yi muhafaza etsin. Biraz insaflı olsa kendisi Bedi'yi terk eder fazla rezil olmazdı ama o insaf onda olamayacağı kesindir.

 Avanesi Halille beraber sosyal medyada açıktan yazışarak Asker Mustafanın ailesi yollu  bizim gibi düşünen ve aleyhinde bulunanları tehdit ediyor. Askerin Ailesi 100 senedir çete imiş mafya imiş, ona yan bakanın bir şey diyenin vay haline vs vs. bi sürü teraneler... 

Madem bunu biliyordun neden Asker Mustafayı kaç defa münakaşanızda dövmek için üzerine yürüdün, sonra da seni öldürürüm vebenzeri  tehditler ve ağır hakaretlerle üzerine defalarca yürüdün. 

Demek senin arkan daha kuvvetli ki beşoklar çetesine kafa tutabiliyorsun. Biz Asker abiye bir şey dememişiz. Sen yine  konuyu başka yere çekerek hedef saptırma denilen şeyi uyguluyorsun demek ki. Foyan düştü. Tutunacak bir yerin kalmadı değil mi. 

Doğrusu Asker abiyi de anlayamadık. 
F.Gür kardeşi Hüsnü abi adına dövdüğünü, Bedi'den kovduğunu vs her tarafa yaydınız. 
Herkes öyle bildi. 
Sonra tebeyyün etti, apaçık ortaya çıktı ki F.Gür senin ve ekibinin yalan ve iftiravari hallerinden çok çok sıkılarak kendi isteğiyle Bediden ayrılmış. 

Asker abi ister Hüsnü Ağabeyin yanında yer alsın, ister Hasan Sulucan'ın yanında. Biz karışmayız.
Bu yaşına kadar Risale-i Nurları okumuş, abilerin hizmetinde kalmış, abileri iyi bilir. Abilere, Hz Üstadımıza ve davaya sadakati neyi diyorsa, kendi iradesiyle artık kimi tercih eder bilemeyiz. Bu da onun imtihanı.

Bakalım Hasan Sulucan ve Halil şimdi konuyu nerelere taşıyacak.


Bizim dua'mız odur ki 
Sungur Ağabeyin Kıymetli ailesi ve onun gibi davaya sahiplenmeye gayret eden evlatları da;
Nezih Bedi Medresesi de 
Vefalı Üsküdar cemaati de
Hz Üstadımızın Talebeleri Ağabeylerin hep beraber kurduğu Sözler Yayınevi de;
nasıl zamanında Sungur Ağabeyle birlikte hareket ettiler ve ahiretleri namına çok şeyler kazandılar. 
Şimdi de Sungur Ağabeyin:
Hüsnü, Hz Üstadımızın vekilidir. Bundan sonra benim de vekilimdir dediği Sungur Ağabeyin Üstaddan aldığı vazifesini devam ettirmekten başka gayesi olmayan Hüsnü Ağabeyle hüve hüvesine hareket ve meşveret ederek ahiretlerini ihya etmeleridir. Hz Üstadımızın son hizmetkar vekil ve vârisi ile bigane kalmanın büyük zarar olduğu bilinciyle Ağabeyin yanında durmak EN ÇOK DA ÜSKÜDAR'A YAKIŞIR.

Cenab-ı Hakk hepimize ihlas, istikamet ve sadakat versin. Sonumuzu hayretsin. Amin Amin Amiiiiin


İsmail Ersoy
Cihan Çakmak
Hızlı Mesut
Mehmet Çevik



YORUM YAZ
BU HABER İÇİN HENÜZ YORUM EKLENMEMİŞTİR.
 Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları, okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan Araştırmacı Yazarlar hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
DİĞER SEÇTİKLERİMİZ HABERLERİ
ÖZEL RÖPORTAJ
CEMALEDDİN HOCANIN ARDINDAN..
CEMALEDDİN HOCANIN ARDINDAN..
Bizler Cemalettin Bal Hocamızın muvahhid bir mümin; Kur'an Hizmetkarı bir müftü olduğuna aynel-yakin şahidiz. Kur'an talebelerine verdiği önem, inşa ettirdiği Hafızlık Kurslarının işleriyle bizatihi ilgilenmesi, personelinin derdinde sıkıntısında varıyla yoğuyla koşan,kendisiyle uğraşan ona iftira edenlere dahi beddua etmeyen yine onları dualarıyla uğurlayan bir hocamız olduğuna şahidiz.
 
YAZARLARIMIZ
Y
Metin ALKAN
EVLAT ANA BABA HUKUKUNA RİAYET ETMELİDİR..
Y
Mehmet GÖÇMEZ
ANMAK MI ANLAMAK MI
Y
SERDAR BOZDOĞAN
TARİH BİZİ ÇAĞIRIYOR BİZDE TARİHE YENİDEN ÇAĞ AÇTIRIYORUZ
Y
Nurcan CANKORU
GİZLİ SIRLAR
Y
Pınar SÖNMEZ
AŞK BİR NOKTA
Y
Hatice BAŞKAN
KADINSIN
Y
Fatmanur KUŞ
SU GİBİ AZİZ OL EVLADIM
Y
Duygu Gürses DİKEN
MALINI BAĞIŞLAYAN ELBETTE KURTULUŞA ERMİŞTİR..
Y
Zeynep DEMİR
önce sela, sonra adın okunur minarelerden.
Y
Ayhan KÜFLÜOĞLU
Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin
Y
Nur KABADAYI
Umut Ederek Yaşamak
Y
Büşra ŞENTÜRK
Sen Kaderim Misin
Y
Büşra Nur GECE
Mabede İsmet; Meryem'e Betül Sıfatı Yakışır...
Y
Merve DİKİCİ
TEVEKKÜL KIL
Y
Ebru ATA
KIYIYA İNSANLIK VURDU
Y
Mustafa KAYALI
ZAMAN VE MEKÂNDA KIBLEMİZ
Y
Türker ELMAS
NUR ve HAKİKAT AVCILIĞI
Y
Nagihan ZENGİN
Ademiyetten Kemaliyete İrfan Yolculuğu
Y
Öznur MACİT
bir b/akış bir yürüyüş (04,05,14 Eskici dergi yayınlandı)
 
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
CAĞALOĞLU KOMİTESİ NİYET OKUMA MAHARETİ HADDİNDEN TECAVÜZ EDENİN HADDİNİ BİLDİRMEK MEHMET FIRINCI ABİ’YE SALDIRAN FETÖCÜLER(!)
 
KONUK YAZARLARIMIZ
K
İsmail GENÇ
İnsanız ve İnsanlığı Özlüyoruz
K
Emrah POLAT
Vahametlerle İmtihan ve Müracaat
K
Mehmed ESMER
Kubbetüs Sahra'yı tanıyacağız
K
Elif NİSA
Gerçekten İnsan Azar
K
Elif MUSLUOĞLU
Cemâli Bâ Kemâle Seyredelim
K
Fikriye AYYILDIZ
GAFLET
K
Merve YAĞMUR
ÖLMEDEN ÖNCE ÖLÜNÜZ
K
Fuat TÜRKER
Münafıklar Kavramıyorlar!
K
Hüray BOZBIYIK
TESETTÜRÜN VERDİĞİ HUZUR
 
VİDEO GALERİ
 
E-POSTA LİSTESİ
 
FOTO GALERİ
 
EN ÇOK TIKLANANLAR
 
ANKET

Web Sitemize Nasıl Ilaştınız?




 

Sitemizde yayınlanan haberlerde basın ahlakına, hukuk ilkelerine, insan hak ve özgürlüklerine bağlı kalacağımıza söz veririz. Yazarlarımızın yazılarıyla ilgili her türlü sorumluluk kendilerine aittir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.

Adres : Sizde Araştırmacı Yazarlara Katılabilir Çalışmalarınızı Yayınlatabilirsiniz! arastirmaciyazarlar@gmail.com a Ad Soyad ve Yazar Resminizle birlikte gönderin değerlendirelim